15. EL-KAHHAR

 Yenilmeyen, yegâne galib ve hakim. [729] Her şeye, her istediğini yapacak surette gâlib ve hâkim. [730]

"El-Kahr" sözlükte zahiren ve batınen bir şeyi istila etmek hükmü altına almaktır. Allah'tan başka her şeyiyle mevcudatı hükmü ve kudreti altına alan kimse yoktur. Bu kelimeden türeyen "Kahir" galip ge­len, "Kahhar" ise mübalağa ifade edip fazlasıyla hük­mü altına alan yegane galip demektir.

Allah'ın güzel isimlerinden, er-Rahman (bağış­layan), er-Rahim (esirgeyen), el-Melik (görünen ve gö­rünmeyen alemlerin sahibi), el-Kuddüs (her türlü ek­siklikten münezzeh), es-Selâm (esenlik veren), el-Mü'min (güven veren), el-Müheymin (kainatın bütün işle­rini gözeten), el-Aziz (yenilmeyen), el-Cebbar (ira­desini her durumda yürüten), el-Mütekebbir (azame­tini izhar eden), el-Halik (yaratan), el-Bari (yoktan vareden), el-Musavvir (şekil veren), el-Gaffar (çok çok bağışlayan), isimlerini düşündüğümüz zaman bütün bu fiillerin bir ilâha ve kainatın işlerini tedbir eden birine bağlı olduğunu görürüz. Bu durumda insanın Allah'a teslim olmasından başka bir çare yoktur. İşte O yegâne mabud, yegâne galib geceyi gündüze çevi­ren, gündüzü geceye çeviren sonsuz bağışlayıcı Cenab-ı Hak'tır. O yegâne galib olan zata teslim olduğu­muzda O bize yeter. Biz onun iradesine teslim olmaz isek o zaman biz kendi irademize heva ve hevesimize tabi olmuş oluruz. O Allah'ın iradesinden başka bir iradeye teslim olunmaz.

Kur'ân'da "el-Vahidü'l Kahhar" şeklinde gelen "Kahhar" ismi altı kere geçmektedir. Bunlar:

1. "Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?"[731]

2. "De ki: Allah  her şeyi yaratandır. Ve O, birdir, karşı durulamaz güç sahibidir." [732]

3. “... (İnsanlar) bir ve gücüne karşı durula­maz olan Allah'ın huzuruna çıktıkları gün (Allah bütün zalimlerin cezasını verecektir)."[733]

4. "(Resulüm) De ki: Ben sadece bir uyarıcı­yım. Tek ve Kahhar olan Allah'tan başka bir ilah yoktur."[734]

5. "O yücedir, O, tek ve Kahhar olan Allah.tır." [735]

6. "Bugün hükümranlık kimindir? Kahhar olan tek Allah'ındır." [736]

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"De ki Allah her şeyi yaratandır. Ve O, birdir, karşı durulamaz güç sahibidir."[737]

"O gün onlar (kabirlerinden) meydana çıkarlar, Onların hiç bir şeyi Allah'a gizli kalmaz. Bugün hükümranlık kimindir? Kahhâr olan tek Allah'ındır” [738]

"O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sahiptir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, herşeyden haberdardır."[739]

Allah Teâlâ, bütün varlıklara hükmedendir. Bütün mahlukat O'na boyun eğmiştir. Yerde ve göklerdeki bütün unsurlar ve maddeler O'nun kudretine, ve iradesine itaat ederler, Olanlar ancak O'nun izniyle olur, duranlar da ancak onun izniyle durur. O'nun dilediği olur, dilemediği olmaz. Bütün insanlar O'na muhtaçtırlar. Acizdirler. Kendileri için ne bir faydaya, ne bir zarara, ne bir hayra ne de bir şerre muktedir olamazlar. O'nun egemenliği, diriliğini, güç ve kudret sahibi olmasını gerektirir. Yaratıklara galibiyeti ancak diri, güçlü ve muktedir olmasıyla tamam olur. [740]

Çünkü bu üç sıfat -hayat, izzet ve kudret-olmasaydı O'nun egemenlik ve saltanatı da olmazdı. [741]

İsm-i şerîf kahr'dandır. Kahr, bir şeye onu hor, hakîr veya mahv ve helak edebilecek surette gâlib olmaktır. Allahu teâlâ Kahhâr'dır, her veçhile üstün ve dâima galiptir. Kuvvet ve kudretiyle her şeyi içinden ve dışından kuşatmıştır. Hiçbir şey O'nun bu ihatasından dışarı çıkamaz. O'na karşı her şeyin boy­nu büküktür. Kahrına yerler, gökler dayanmaz. Kahrı ile nice ümmetleri ve milletleri mahv ve perişan etmiştir. [742]

 Kahr ve lûtf:

 Kahrın zıddı lûtufdur. Lütuf, iyi muamele ile birinin gönlünü hoş etmek demektir. Allah'ın kahrı da var­dır, lûtfu da vardır. Yâni Allah, lûtfu için de, kahrı için de se­bepler, vâsıtalar yaratmıştır. Meselâ îmân ve irfan, adalet, doğruluk, hayır severlik ve bütün güzel huylar Allah'ın lûtfuna ulaştıran vâsıtalardır. Küfür, şirk, isyan, bilgisizlik, zu­lüm, yalancılık ve bütün kötü huylar da kahrına çarptıran se­beplerdir. [743]

 Kullara Gereken:

 Allah'ın kahrından sakınmalı, lûtfunu istemeli. Allah lûtfunun da, kahrının da sebeplerini bildirecek kitaplar ve bunları öğretecek mürşitler ihsan buyurduğu gibi, insanlara bu hakikatleri sezip anlayacak bilgi cihazı da bağışlamış ve sonra lûtfu ile kahrından herhangi birini istemek üzere onları serbest bırakmıştır. İnsanlar dünyaya gelir, büyür, reşit olur. Derken bakarsın Allah'ın verdiği serbestliğe binâen iki sınıfa ayrılıverir: Biri lütfunun sebeplerinden, öteki kahrının se­beplerinden hoşlanır. Her biri kendi zevkine göre arkadaş da bulur, beğendiği yolda yol alır ve bu uğurda ömrünün günleri­ni, saatlerini tüketir gider. Böyle yapmakla evvelki sınıf hal diliyle: Yâ Rab! Bizi lûtfuna erdir! Öbürleri de yine hal diliy­le:

Yâ Rab! Bizi kahrına çarptır! demiş olurlar ve bir gün gelir, her sınıf istediğini bulur. Allah'ın kahrından yine Allah'a sı­ğınırız. [744]

[729] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 173.

[730] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 71.

[731] Yûsuf: 12/39

[732] Râ'd: 13/16

[733] İbrahim: 14/48

[734] Sa'd: 38/65

[735] Zümer: 39/4 .

[736] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 173-175.

[737] Ra'd: 13/16

[738] Ğafir: 40/16

[739] En'am: 6/17

[740] el-Hakku'l-Vâdıhu'l-Mübîn, s. 76

[741] Said el-Kahtani, Kur’an Ve Sünnette Esma-i Hüsna Şerhi, Uysal Kitabevi: 117-118.

[742] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 71.

[743] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 71.

[744] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 71-72.