Her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kainatı idare eden,[1239] gökleri, yeri ve her şeyi tutan. [1240]

"Allah'tan başka ilah yoktur. O, Hayy'dir, Kayyum'dur." [1241]

Noksan sıfatlardan beri olan Hak Tealâ, kendi kendine kaim, bir başkasıyla var olmaktan münez­zehtir. Resulullah (s.a.v): "Allah kendisiyle bir şey yok­ken de vardı" buyurmuştur.

Kayyum, zeval bulmayan. baki, daim demektir, denilmiştir. Çoğunlukla "Hayy" ismi te'kid etmek için bitişik vaziyette gelir.

Kayyum, "mahlûkatının yönetimini uygun biçim­de yürüten daim" demektir ki, O, yarattıklarının işle­rini yürütür ve yeryüzünün ve gökyüzünün işlerini tedbir eder ve yönetir. Her şey onunla kaimdir. Her şeyin varlığı O'nun varlığına bağlıdır.

"Allah yıkılmamaları için gökleri ve yeri tut­maktadır. Andolsun gökler ve yer yıkılsa onları, kendinden başka hiç kimse tutamaz." [1242]

"Göğün ve yerin O'nun buyruğu ile durması da O'nun (varlığının) delillerindendir. Sonra sizi top­raktan bir çağırdı mı hemen (kabirlerimizden) çıkıverirsiniz." [1243]

El-Kaim kullarının yaptıklarını gözetleyici de­mektir.

"Her nefsin yaptığı işin başında duran, (hiçbir şeyden haberi olmayanla bir olur) mu?" [1244]

Allah Tealâ adaletiyle işleri düzenleyendir. Allah (c.c.) adaletiyle kaimdir.

"Allah kendisinden başka ilah olmadığına şahiddir. Melekler ve ilim ve ilim sahipleri de adalet­le şahittir ki ondan başka ilah yoktur. (O) Aziz'dir, Hakim’dir." [1245]

Kur'ân'ı incelediğimizde bu ismin "Kayyum, ka­im, kıyam, kıvam mukim" şeklinde geldiği ve aynı manayı ifade ettiği görülür.

El-Kaim manasında, Rakîb (gözetleyen), müfessirler tarafından "kaimun bil-kıst" (adaleti gerçekleş­tiren) demek anlamında tefsir edildiğini görmüştük. Mü'minlerin kalbini huşua erdiren onların tüylerini tir tir titreten bu sıfatlar aşağıda şöyle ifade edilmiş­tir.

"Bütün yüzler (insanlar), diri ve her şeye ha­kim olan Allah için eğilip boyun bükmüştür. Zu­lüm yüklenen ise, gerçekten perişan olmuştur."[1246]

Ya Hayy, ya Kayyum rahmetinle sana sığınıyo­ruz. Ey Allah'ım! Bütün işlerimi düzelt. Göz açıp ka­payıncaya veya daha az bir zaman için bile olsa bizi nefsimizle baş başa bırakma.

El-Kayyum'un bir manası da uyku tutmayan demektir.

Yerin ve göğün Kayyım'ı şeklinde Peygamberimi­zin duasında iki rivayet vardır.

Sahih-i Buhari'de geçtiği üzere:

Resulullah (s.a.v.) gece namaza kalktığı zaman "Ey Allah'ım bütün hamd sanadır. Sen yerin ve göğün sahibisinHer türlü övgü sanadır. Sen yerin, göğün ve kainatı yöneten en yüce varlıksın..."

"El-Hayyu'l-Kayyum" şeklinde ise Kur'ân-ı Kerim'de üç yerde zikredilmiştir. Yüce Allah'tan kalple­rimizi doğru olan dini üzere sabit kılmasını niyaz ediyoruz. [1247]

Kayyûm, kâim'in mübalâğasıdır. Kayyâm gibi. Her şey üzerine kâim demektir. Bunun ma'nâsı, herşeyin kıyamı, yâni bir varlık sahibi olarak durabilmesi neye mütevakkıf ise, onu veren demektir. Allahu teâlâ, her şeye, mukadder olan vaktine kadar durmak için sebeplerini ihsan etmiştir. Onun için her şey Hak ile kâimdir, insan kendi ruhunun, kendi bedenini na­sıl tuttuğunu ve idare ettiğini güzelce düşünürse, bu yüksek hakikati birazcık sezebilir. Görülüyor ki, insan yaşayıp du­rurken ölüyor ve o zaman beden yine eskisi gibi görünse de âtıldır; görmez, işitmez, suyu çekilmiş değirmen gibi olur ve bir zaman sonra da dağılır. Çünkü onu tutan, idare eden ruh idi. Ruhun alâkası kesilince beden bu hâle geldi. [1248]

 

İnsan ruhundaki esrar:

 

İnsanın ruhunda ve ruhun cesetle olan alâkasında çok esrar vardır. Bu esrara nüfuz etmeye çalışmak, birçok hakikatların bilinmesine, bir çok müşküllerin çözülmesine sebep olur. Meselâ, ruh cesedin bütün zerrelerine, hücrelerine, en ince elyafına kadar hayat ve intizam serpiyor; bu sayededir ki, vücuddan çekici bir güzellik, zindelik ve sıhhat fışkırıyor. Ceset her an ruhun bu feyz ve inayetine muhtaçtır. Bu kesilirse çir­kin ve müstekreh bir hâle gelir. Bunun gibi kâinatın her zerre­si her lâhza Allah'ın inayetine muhtaçtır. İnayet, bir şeyin ıs­lah ve ibkâsına itinâ ve ihtimam göstermek ma'nasınadır ki, Allahu teâlâ'dan her zerrenin kıyamı için îcâb-ı hâle göre her lâhza değişen husûsî irâdedir. Bu irâde iledir ki, her zerre muhtâc olduğu şeyin sebeplerini elde etmiş olur. Allah'ın bu inayeti bir lâhza kesilmiş olsa, hiçbir şey ayakta kalamaz, her şey kökleri kesilmiş ağaçlar gibi devrilir gider.

Gafil insan! Allahu teâlâ'nın senden başka nice nice kulla­rı var. Öyleyken O seni görüp gözetme işini, sanki senden başka kulu yokmuş gibi, husûsî bir ehemmiyetle yerine ge­tirmektedir. Senin ise O'ndan başka tutanın ve gözetenin yokken, seni bırakıverdiği surette, gûyâ elinden tutacak, hayâtını kurtaracak başka hamilerin varmış gibi, O'nun kullu­ğunda tembellik edip gevşeklik gösteriyorsun. Allah'ın rah­meti, inayeti ne büyük... Senin gafletin ne derin! [1249]

 Kula Gereken Şey:

Bilmek lâzımdır ki, Hayy ü Kayyûm "ancak Allahu teâlâ'dır. Her şeyi yaratan, tutan, besliyen, bununla beraber kendinden hiçbir şey eksilmeyen ve dâima Hayy ü Kayyûm olarak kalan O'dur. Onun için şahadet ederiz ki, O'ndan başka mâ'bud yoktur[1250].

 

[1239] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 275.

[1240] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 173.

[1241] Bakara: 2/255

[1242] Fatır: 35/41

[1243] Rûm: 13/25

[1244] Ra’d: 13/33

[1245] Âl-i İmrân: 3/18

[1246] Tâhâ: 20/111

[1247] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 275-278.

[1248] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 173.

[1249] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 173-174.

[1250] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 174.