Milli Akademi

El Mucib İsmi

El Mucib İsmi

 Dilek ve dualara karşılık veren,[1035] kendine yalvaranların isteklerini veren. [1036]

"Çünkü Rabbim (kullarına) çok yakındır, (dua­larını) kabul edendir." [1037]

Noksan sıfatlardan münezzeh Rabbim insana şahdamarından daha yakındır. Dilek ve dualara he­men icabet eder. Öyleki bir kimse dua ettiği zaman onun duasına karşılık verir. Allah'tan kendisine ve Resulüne itaat etmekle bize icabet etmesini niyaz ediyoruz.

"Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi ça­ğırdığı zaman, Allah ve Resulüne uyun." [1038]

"İşte Rablerinin emrine uyanlar için en güzel (mükâfat) vardır." [1039]

El-Mucib şeklinde şu ayetlerde geçmektedir.

"O halde O’ndan mağfiret  isteyin; sonra da O'na tevbe edin. Çünkü Rabbi (kullarına) çok yakındır, (dualarını) kabul edendir."[1040]

"Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz!" [1041]

"el-Mücîb", dua edenlerin duasını, istekte bulunanların isteğini ve ibadet edenlerin ibadetini kabul eden demektir. O'nun icabeti iki tülüdür:

1. Genel icabet: Dua eden ve ibadet eden herkese icabet etmesidir. Allah (c.c.) buyurur ki:

"Rabbiniz; Bana kulluk edin ki size karşılığını vereyim." [1042]

Talep duası, bir kulun "Ya Rabbi bana şunu şunu ver" veya   "Beni şundan şundan koru" demesidir. Böyle bir dua   iyi insanlardan da, günahkar insanlardan da vaki olur. Allah Teâlâ da bu tür dualarda, dua eden herkese duruma göre ve hikmeti gereği icabet eder. Bu, Mevla'nın keremine, iyi ve kötü herkese ihsanının şümulüne delâlet eder. Sadece duanın kabulü, duası kabul edilen kişinin iyi haline delâlet etmez. Ancak bununla birlikte onun iyiliğine   ve doğruluğuna delâlet eden başka emareler bulunursa o zaman kişinin iyi halli olduğu anlaşılır. Mesela   peygamberlerin   kendi kavimleri lehine  veya  aleyhine  dua edip de bu dualarının Allah tarafından kabul edilmesi onların verdikleri haberlerde doğruyu  söylediklerine  ve Rabbleri katındaki değerlerinin yüksekliğine delâlet eder. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.v.) çoğu kez, kabul edildiğini müslümanların ve başkalarının bizzat müşahede ettikleri   dualar ederlerdi. Bu, onun peygamberliğinin delillerinden ve doğruluğunun alametlerindendir. Allah'ın veli kullarının  kabul edilen dualarıyla ilgili  anlatılan pek çok şey de böyledir.  Bunlar da onların Allah katındaki kıymetlerinin birer delilidir.

2. Özel icabet: Bunun gerçekleşmesi için de pek çok sebep vardır. Mesela bunlardan birisi başına büyük bir sıkıntı gelip de zorda kalan kişinin yaptığı duadır. Şüphesiz ki Allah böyle bir kişinin duasını kabul eder. Ayet-i kerimede Yüce Allah şöyle buyurur:

"(Allah'a ortak koştukları putlar mı hayırlı) yoksa darda kalana kendine yalvardığı zaman karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren Allah mı hayırlı?"  [1043]

Bunun sebebi; kişinin Allah'a olan ihtiyacının şiddeti, son derece çaresizlik içinde kalması, yaratıklarla ilgisinin kesilmesi ve Allah'ın rahmetinin bütün mahlukatın ihtiyaçlarını kuşatacak şekilde geniş olmasıdır.

Duanın kabulünün sebeplerinden birisi de uzun bir yolculuk ve Allah'ın isimleri, sıfatları ve nimetleri gibi O'nun en çok .sevdiği vasıtalarla Allah'a tevessül edilmesidir.

Hastanın, mazlumun ve oruçlunun duası, ebeveynin evladına, evladın ebeveyne olan duası, namazların arkasında, seher vakitlerinde, ezan ve ikamet arasında, nida esnasında, yağmur yağarken, şiddetli sıkıntı anında ve bunlara benzer önemli ve mübarek vakitlerde ve durumlarda yapılan dualar da böyledir. [1044]

"Muhakkak ki Rabbim (kullarına) çok yakındır ve (dualarını) kabul edendir." [1045]

Allahu teâlâ kuluna, kulundan daha yakındır. Bundan mak­sat, mekân veya cihet yakınlığı değildir. Çünkü bir mekânda veya cihette bulunduğunu kabul etmek, ordakilerine daha ya­kın, başka yerdekilerine daha uzak gibi, ulûhiyyete yaraşmıyan bâtıl netîceler doğurur. Allah'ın her zerreye, her noktaya yakınlığı müsavidir. Onun için ne kadar içten olursa olsun, kendisine yalvaranları bilir ve yalvarmalarını işitir. Biz baş­kalarının bize karşı ricalarını işidip duruyoruz ve kendilerine cevab da verebiliyoruz; yâni ricalarını elimizden geldiği kadar is'af ediyoruz. O halde bize bu sıfatı bahşeden ve bize bizden daha yakın bulunan Allahu teâlâ'ya arzettiğimiz dualarımızı, münâcâtlarımızı, her türlü dileklerimizi daha evvel işittiğine îmân etmemiz zarurî olur.

Allahu teâlâ kendisinden ne istendiğini işitir. İstiyeni ve istediği şeyi bilir, dilerse lâhza içinde verir; dilerse bir zaman sonra verir, dilerse hiç vermez.

Bâzan ihtiyaçlarının bertaraf edilmesi için, şuna buna müracaat niyetinde bulunan bir kulunun ihtiyaçlarını, onun müracaat etmek istediği yerlerin gayrisinden gönderir. Bu suretle, o kulunu isteme zilletinden saklar, bâzan da bir kulunun dostları, ahbabları, sevdikleri birleşir; onun pürüzlü işlerini düzeltmek ve yoluna koymak için elbirliğiyle çalışırlar da hiçbir şeye muvaffak olamazlar. Sonra Allah, o işleri başka yollarla halleder, kulunu minnet yükü altında kalmaktan kur­tarır.

Velhâsıl, Allah'ın her kuluna ayrı bir muamelesi vardır. Kula yaraşan istemektir. Ondan sonra kendi hakkında, Hak'dan ne muamele zuhur ederse, ona memnunlukla razı ve teslim ol­maktır. [1046]

 Câhîl Tabiiyyeciler: 

Câhil tabiiyyeciler, namaz, oruç ve Allah'a yalvarmak gi­bi, insanların ancak nezâhet ve fazîletde yükseldikleri zaman anlayabilecekleri ibâdetleri, faydasız ve lüzumsuz telâkki edi­yorlar. Hele bunlardan bâzı müfritlerin, namaz kılıp, oruç tu­tanları hor görmesi, Müslümanların toplaşarak rahmet duala­rına çıkmalariyle veya umûmî âfet ve belânın kaldırılması için Hak'tan niyazda bulunmalariyle alay etmesi ne kadar kaba bir vahşîlik, ne kadar büyük bir edepsizliktir. Bunlar Allahu teâlâ'nın-hâşâ- bilmez, işitmez, kör, sağır bir kuvvet olduğu­nu sanıyorlar. Kendisine kulluk etmenin ve yalvarmanın boş olduğunu söylüyorlar, insan gibi şuurlu bir mahlûkun kendini yoktan var edip, gören, işiten, düşünen, fikirlerini başkaları­na anlatan bir hâle koyan Yaradan'ı hakkında, bu kadar derin bir sapıklığa saplanması ne fecî bir körlük ve sağırlıktır. Bu sıfatlar Allah'ta yoksa ve Allah yaratmadıysa, acaba kendileri onları nereden ve hangi kaynaktan almışlardır? Güneşten daha açık olan bu hakikati inkâr etmelerinin tek sebebi, heveslerine kul ve köle olmayı, Allah'a kul olmaktan üstün tutmalarından başka bir şey değildir. Heveslerine esir olanlar, dünyâda da, âhirette de ziyan ve ızdırap içindedirler. Bunların bol dünyalık bulanlarına bile imrenilmez. Çünkü bu dünya bolluğuna rağmen -Allah kendilerine ağız tadı vermediği için- onların dışarı taşan çeşitli ıztıraplarından başka, kalplerinin derinliklerin­de, kimseye söyliyemedikleri bir takım sızılar vardır ki, içle­rini daima kemirir durur. [1047] 

Kula Gereken Şey: 

Hususî ve umûmî bütün ihtiyaçların te'mîn ve tesviyesi için birbirlerinden faydalanmak üzere, arzda yaşayan bütün in­sanların birbirlerine müracaatları ve "yardımlaşma" isteği doğru ise de, insan kudretinin üstünde bulunan işler için yine insanlara müracaat etmenin doğru olmadığını bilmek lâzım­dır. Çünkü, insan kudretinin üstünde olan her müşkülü ancak Allah açar ve böyle bir şeyi Allah'tan başkasından istemek onu Allah'a denk tutmak olurki, bu küfürdür, şirktir.

Esbabı bilinmeyen, çâresi bulunmayan hüccetler vardır ki, bunlara "ıztırar hâli" derler; bu hallerde yalnız Allah'a il­tica edilir ve yalnız Ondan istimdat umulur ve ancak Ondan yardım istenir. Böyle çaresizlik zamanlarında, câhil tabiiyyecilerin hangi kapıya baş vurduklarını bilmem, fakat Mücîb, Rahîm, Kerîm bulunan Allahu teâlâ'ya inanmış olanlar kalblerinin bütün samîmiyetiyle O'na yalvarırlar. Metanet ve so­ğukkanlılıkla ezelî mukadderat hükmüne kendilerini teslim ederler, nihayet böyle ıztırar hallerinde kendisine iltica eden­ler hakkındaki Allah'ın va'di gelir, çok defa umulmıyan yer­lerden selâmet kapıları açılıverir. [1048]

 

[1035] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 234.

[1036] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 127.

[1037] Hûd: 11/61

[1038] Enfâl: 8/24

[1039] Ra’d: 13/18

[1040] Hûd: 11/61

[1041] Saffat: 37/75 Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 234-235.

[1042] Ğafir: 40/60

[1043] Neml: 27/62

[1044] el-Hakku'l-Vadıhu'l-Mübîn, s. 65-66; Şerhu'n-Nuniyye li'l-Heras, II/93-94; Şerhu'l-Makasıd ve Tashihu'l-Kavaid, II/229

[1045] Hûd: 11/61 Said el-Kahtani, Kur’an Ve Sünnette Esma-i Hüsna Şerhi, Uysal Kitabevi: 110-111.

[1046] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 127-128.

[1047] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 128-129.

[1048] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 129.