El Vacid İsmi
Dilediğini dilediği zaman bulabilen hiç bîr şeye muhtaç olmayan,[1251] istediğini, istediği vakit bulan. [1252]
"Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır." [1253]
Allah'tan başka hiç kimse birşeyi yokluktan varlığa çıkaramaz. Allah her şeyden müstağni, her şey anında O'nun yanındadır.
El-Vacid, hiçbir şey kendisinden kaybolmayan ve zayi olmayan demektir. El-Vacid, vicdandan alınmış olup "hlm" manasına gelmektedir. Bunun için bu kökten fiil "falancayı anlayışlı buldum. Yani onun böyle olduğunu bildim" anlamına gelir. "El-Vacid"in bir manası da, her şeyi bilen manasında el-alim demektir.
El-Vacid, Allah'ın her şeyi dilediği şekilde bulması ve hiçbir şeyin kendisinden azade olmaması demektir. Hiçbir şey O'nu dilediğini ortaya çıkarmaktan aciz bırakamaz. [1254]
Allahu teâlâ her şeyi, bilhassa hükmünü infaz edeceği kimseleri, istediği vakitte hemen bulur. Herhangi bir şeyi ele geçirmek için zaman kollamağa, tedbir almağa, tuzak kurmağa ihtiyâcı yoktur, istediği şey, istediği zaman hemen o lâhza huzûrundadır. Hiçbir şey O'na karşı kendini gizleyemez ve O'nun elinin ermiyeceği, gücünün yetmiyeceği bin noktaya kaçıp kurtulamaz, her şey dâima Hak'kın huzûrundadır[1255].
Kula Gereken Şey:
Kendini Allah'a uzak zannetmemek'. Dâima: "Yâ Rabbî huzurundayım; hâlim sana ma'lûm" demeli, insanoğlu derde düşer, derman arar. Bazen de kendi gibi bir mahlûka, meselâ bir hükümdar veya bir vekile hâlini arzetmek mevkiine düşer. İşte o zaman, derdini söylemek istediği o zâtın bulunduğu yere kadar gitmek mecburiyetindedir. Bununla beraber vakit ve zamanını da kollamak lâzım. Çünkü gece ile gündüzün herhangi bir saatinde mülakat mümkün olmaz; sonra hüviyetine ait incelemeler... ağır ve üzücü sorgular ve bir takım merasim...
İnsan bir hükümdar sarayına girmek ve bir defacık olsun, hükümdar huzuruna çıkmak için bu kadar fedakârlıklara katlanır da, hükümdarlar hükümdarı Allahu teâlâ onu günde beş defa huzuruna da'vet ettiği halde ihmâl eder. Eğer bu ihmal, gafletten değil de inkârdan ileri geliyorsa, yâni kendisini şuursuz bir tabiatın, gelişi güzel ortaya fırlatıverdiği bir serseri sanıyorsa, işin fecaati daha büyüktür. Çünkü kendisinin böyle muazzam bir hükümdarın teb'asından olduğunu öğrenmemesi bir ruh için ne acı bir mahrumiyettir! Öyle ya, bir insan kalb ve ruhu ile öyle bir zâta inanmış ve bağlanmış ki, O'na dayanan yıkılmaz, güvenen aldanmaz, her hususta kâfi, vâfî, afv ve ihsanı sever, kerem ve semâhati bol, kendine kendinden daha yakın, kalbinin en ince sırlarına vâkıf. Öyleki, gece ve gündüz, hangi saatte ve nerede olursa olsun bir hacet için müracaat lâzım gelince, yerini aramağa, zamanını kollamağa, vâsıtalar kullanmağa lüzum yoktur. Samimî bir kalb ile bir kerre "Ya Allah" dedimi, o anda kendini sonsuz kudret ve merhamet sahibi O zât-ı Eceli ü A'lâ'nın huzurunda bulur. Böyle bir zâta intisab gibi yüksek bir şerefi atıp da, O'nun yerine kör, sağır, merhametsiz bir kuvvete bağlanmak, cidden ağlanacak bir şaşkınlıktır. [1256]
[1251] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 279.
[1252] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 175.
[1253] Hicr: 15/21
[1254] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 279-280.
[1255] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 175.
[1256] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 175-176.