Bölünüp parçalara ayrılmaması ve benzerinin bulunmaması anlamında tek,[1262] tek... Zâtında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde asla şeriki-ortağı- veya nazîri-benzeri- dengi bulunmayan. [1263]

"O, kendisinden başka ilah olmayan tek ilahtır. [1264]

Sübhanul-Vahid, bölünememesi yönüyle zatın­da birdir. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, benzeri olmaması yönüyle ezeli sıfatlarda birdir.

Sübhan Tealâ, fiillerinde ortağının bulunmama­sı yönüyle fiillerinde birdir.

Allah hiçbir şeyin sıfatlarında kendisine benze­memesi yönüyle birdir. Hiçbir şey ona benzemez.

Allah, fiillerinde ortağının bulunmaması yönüyle birdir.

Kim onun el-Vahid (bir olduğunu) anlar, kav­rarsa, kalbi onun için ferdleşir. O'nun için şöyle dua ederiz:

"Ey Allah'ım! Senden kalbimi sevginle doldurma­nı istiyorum. Öyle ki artık senden başka benim için bir meşguliyet bir arzu olmasın!"

Peygamberimiz (s.a.v.)'in "Allah tektir, teki sever" sözü kalp sadece Allah'ı ister manasında tefsir edijmiştir.

Bir hadiste, Peygamber (s.a.v.) bir adamı:

"Allah'ım! Ben sana "Vahid" hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, doğmayan, doğurmayan hiçbir dengi olma­yan bir olarak niyazda bulunuyorum" derken işitti ve “Andolsun ki (bu adam) dua edildiği zaman mutlaka Allah'ın icabet ettiği büyük bir isimle Allah'tan niyaz­da bulundu, bu isimle niyazda bulunduğu zaman mutlaka Allah lütufta bulunur" buyurdu.

El-Vahid Kur'an-ı Kerim'de 21 defa zikredilmiş­tir. [1265]

Allahu teâlâ zâtında birdir; O'nun yarattığı ve ayakta tut­tuğu bir mahlûk, hiç O'na denk olabilir mi? Sıfatlarında bir­dir; hiçbir sıfatının benzeri başkasında yoktur. Mahlûkatta, bilhassa insanlarda O'nun sıfatlarının benzeri değil, izleri ve nişaneleri vardır ki, onlardan Allah'ın yüce sıfatları sezilir ve îmân edilir, işlerinde birdir, her şeyi yaratmakta tedbir ve ida­rede hiçbir yardımcıya ihtiyâcı yoktur. Maddî, ma'nevî sebep­ler, kendiliklerinden hiçbir şeyde müessir olamazlar. İsimle­rinde birdir. Esmâü'l-Hüsnâ'sından hiçbir isminde hakîkî ma'nâsiyle benzeri yoktur. Hükümlerinde birdir, hâkimiyet münhasıran O'nun şanıdır. Sevabı, ıkâbi, helâli, haramı tâyin etmek ancak O'na mahsustur. Şu haramdır, şu helâldir demiye, Allah'tan başka kimsenin selâhiyeti yoktur. Bu sayılan hu­suslarda Allah'a bir denk bulunabileceğini kabul etmek şirk­tir. Şirk yaradılmışlar içinde herhangi birini, bu hususların herhangi birinde Allah'a benzetmek veya Allah'a ortak tut­maktır. Bunun neticesi o mahlûkun da Mâbutluğunu kabul edip ona tapmaktır.

Allahu teâlâ Vâhid sıfatiyle muttasıf bir ilâhtır. İlahlıkta tektir. Ondan başka, hak olarak hiçbir ilâh yoktur. Amma in­sanların kendi kendilerine uydurdukları, yâni ilâhlık payesi verdikleri yalan ve bâtıl ilâh çoktur. Onun için biz "Lâ ilahe illâ'llah = Allah'tan başka ilâh yok" dediğimiz zaman, dünyâ yüzünde bir takım putların birçok kimseler tarafından mabut ittihaz edildiğini inkâr etmiş olmuyoruz, belki bunla­rın hak olmadıklarını bütün dünyâya ilân ve ancak hak mabut olarak bir Allah isbat ve kabul etmiş oluyoruz. Müşrikler puta tapar, ateşe, güneşe, insana tapar, veya herhangi bir mahlûku kendi kendine ilâh yapar; ilâh olarak tanır ve ona tapar. Böyle yapmakla onlar da Allahu teâlâ'yı inkâr etmiş olmuyorlar, yalnız O'nun yarattığı herhangi bir mahlûku mâbudlukta O'na ortak tutmuş oluyorlar ve bu işi de kendi kendilerine yapmış oluyorlar. Yoksa buna ne Allah'ın emri var, ne de bir peygam­berin. Allahu teâlâ insanların şirk bataklığına batmalarına razı değildir. Onun için şirkin afv olunmaz (yâni tevbesiz ola­rak) bir suç olduğunu bildirmiştir ve bütün peygamberler, fi­kirlerden bu şirk sapıklığını kaldırmak için gönderilmiştir. Bugünkü Hristiyanlar Allah'ın üç olduğuna inanırlar. On­ların bu i'tikâdı da kitabî değildir. Meşhur İznik kongresinde toplanan papazların ekseriyetle verdikleri bir karardır[1266]

 Kula Gereken Şey:

Allahu teâlâ, insanı şerefli olarak yaratmıştır. Şu halde insana yaraşan şey, bu şerefi muhafaza etmektir. Bu da Yaradan'ı bilmek, yaradılmışı bilmek ve herbirinin hakkını yerine getirmekle olur. Şirke sapan bir insan, bu hakları birbirine karıştırmıştır. Herhangi bir mahlûka baş eğmeyi, ona karşı alçalmayı kabul eden korkak, ürkek ve Allah'ın verdiği izzeti, cehaletle zillete çevirmiş, kötü bir şahıs olmuş demektir.

Müşrik bir şahsa soruyoruz: Aylıkla çalıştırdığı uşağının, servetinde, şerefinde kendisiyle ortak sanılmasına ve onunla beraber tutulmasına tahammül edebilir mi? Pek tabiîdir ki, hayır diyecek. Halbuki o servet ve o şeref, o şahsa Allah vergisidir, onun, ona sahipliği ariyettir, geçicidir. Sonra uşağı da kendisine servetinde ortak olmasa bile, diğer birçok cihetlerde ortaktır. Hiç olmazsa mahlûk olmakta beraberdir. Böyleyken, kendisi için kabul etmediği beraberliği nasıl oluyor da Allahu teâlâ hakkında kabul ediyor, âciz, muhtaç, fakir bir mahlûku O'na denk tutuyor da tapınıyor? [1267]

 

[1262] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 283.

[1263] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 177.

[1264] Mâide: 5/73

[1265] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 283-284.

[1266] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 178-179.

[1267] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 179-180.