Az îyîliğe çok mükâfat veren,[919] kendi rızâsı için yapılan iyi işleri daha ziyadesiyle karşılayan. [920]

"Muhakkak ki O (Allah) çok çok bağışlayan, çok karşılık verendir." [921]

Şekûr, yapılan ihsanı açığa vurma manasına ge­lir vee sadece Cenab-ı Hakk'a mahsustur. O, çokça sena edilmeye layıktır. Öyle ki Sübhan Tealâ, az bir taata pek çok dereceler lütfeder. Cenab-ı Hak Tealâ, sayılı günlerde yapılan amele ahirette sınırsız nimet­ler verir.

Kur'ân-ı Kerim'de eş-Şekûr dört defa geçmektedir.

1. "Çünkü Allah, onların mükâfatlarını tam öder ve lütfundan onlara fazlasını da verir. Şüphe­siz O, çok bağışlayan, şükrün karşılığını bol bol verendir." [922]

2. "(Cennette şöyle) derler: Bizden tasayı gide­ren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz çok ba­ğışlayan, çok nimet verendir." [923]

3. "Kim bir iyilik işlerse onun sevabını faz­lasıyla veririz. Şüphesiz Allah bağışlayan, şükrün karşılığını verendir."[924]

4. "Allah çok mükâfat verendir, ceza vermek­te acele etmeyendir." [925]

Şükür; iyiliği iyilikle karşılamak demektir. Şükür, Alla­hu teâlâ'ya karşı kulun yapması gereken bir vazifedir. Çünkü Allah onu yaratmış ve sayısız ni'metlerine müstağrak kılmış­tır ve bu ni'metlere karşı kullarını şükran veya küfran yollarından herhangi birini seçmek üzere serbest bırakmıştır.

Kul şükrederse Allah onun şükrünü karşılıksız bırakmaz. Kul serbestliğini şükür yolunda kullanır; elindeki ni'metleri Allah'ın razı olacağı bir surette sarfederse, Allah onun da şük­rünü karşılıksız bırakmaz, iyiliği daha geniş iyiliklerle karşı­layarak ni'metini arttırır, iyiliklerin çoğalmasına meydan ve­rir, çünkü Allahu teâlâ Şekûr'dur. Ni'met, esasen kendisinin olduğu halde, şükreden kullarına mahz-ı lûtfundan, ni'metlerini arttırarak şükür muamelesi yapar. [926]

 Şükran Yolunu Tutanların Alâmetleri ve Akıbetleri:

 Kendilerine gelmiş olan ni'metleri, sebeplerden, vasıta­lardan değil, ancak Allah'tan olduğunu i'tiraf ederler. Çünkü onlar hediyeyi getiren uşaklara değil, gönderen efendiye bakar­lar. Gönüllerinden inanmışlardır ki, ni'meti yaratan, kısmet eden, gönderen, onunla meşgul olacak kuvvetleri, sebepleri veren, tertip eden ancak Allah'tır. O halde teşekkür edilmeye lâyık olan O'dur.

Şükran yolunu tutanlar, vücutlarının her uzvunu ne iş için yaratılmışsa ancak o işlerde çalıştırırlar. Meselâ, neslin tesel­sül ve devamı için ihsan edilmiş bir uzvu, neslin kuruması için kullanmadıkları gibi, hakikatlerin keşfi ile Allah bilgisi kazanmak için bahşedilmiş akıl ve zekâ nurunu, mefsedetler tervici ve hakların iptali için kullanmazlar. Allah'ın verdiği her ni'metin kıymetini bilir ve o ni'metten kendi heveslerine göre değil, Allah'ın irâdesine ve rızâsına göre faydalanırlar. Allahu teâlâ Şekûr olduğu için, verdiği ni'meti kötüye kullan­mayan bu sadakatli kullarını sever. Sevdiği için onlara yardım eder. işlerinde muvaffak kılar, ni'metlerini de arttırır. Çünkü, şükrü yerine getirilen ni'metleri arttıracağına dâir Allah'ın kat'î va'di vardır.

Bunlar da gelmiş olan ni'metleri örterler. O ni'metlere dâir ağızlarından bir kelime olsun işitilmez. Halleriyle, tavırlarıyle güya kendilerine böyle bir ni'met verilmemiş gibi davra­nırlar. Hak yoluna bir para sarfetmezler, fakat şeytan yoluna hiç gözünü kırpmadan binlerce lira dökerler... Böylelerine “Kâfir-i ni'met” denir ki, nankör demektir. Allah verdiği ni'metlere karşı bu suretle nankörlük edenleri sevmez. Sev­mediği için onları himaye etmez. Kendi nefisleriyle, arzularıyle başbaşa bırakıverir. Onlar da hevâ ve heveslerine kapılır. Bütün ni'metleri o uğurda çürütürler. Zarardan zarara, felâket­ten felâkete uğrarlar. Eğer bu zarar ve felâketlerden de akıllanmazlarsa kapıldıkları bu hevâ ve heves cereyanları onları niha­yet ebedi helak ve hüsrana sürükler ve bitirir. Böyle bir akı­betten Allah'a sığnırız. [927]

 Kula Gereken Şey:

 Sıhhatini korumak, mevkiini kuvvetlendirmek için, Alla­hu teâlâ'ya şükretmesini bilmek ve elinden geldiği kadar bunu yerine getirmektir. Sermâyesinin tükenmemesini, bilâkis ço­ğalmasını isteyen ticarethane sahipleriyle, müessesesinin yıkılmamasını, bilâkis uzun ömürlü olmasını isteyen fabrika­törlerin dikkat nazarlarını çekerim. Bu işin hakikî sigortası budur. [928]

 

[919] Teğabun: 64/17. Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 210.

[920] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 106.

[921] Fâtır: 35/30

[922] Fâtır: 35/30

[923] Fâtır: 35/34

[924] Şûra: 42/23

[925] Teğabun: 64/17 Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 210-211.

[926] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 106-107.

[927] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 107.

[928] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 107-108.