Milli Akademi

İlm-i Cifr ve Ebced Hesabı

İlm-i Cifr ve Ebced Hesabı

EBCED

أبجد

Arap alfabesinin ilk tertibi ve harflerinin taşıdığı sayı değerlerine dayanan hesap sistemi.

Müellif: MUSTAFA İSMET UZUN

Arap yazısı hakkında bilgi veren klasik kaynaklarda, alfabedeki harflerin önceleri “et-tertîbü’l-ebcedî” denilen sıralamada görüldüğü şekilde düzenlenmiş oldukları ifade edilmekte; dinî metinlerde ise bu tertibin başlangıcı Hz. Âdem’e kadar çıkarılmaktadır. Hz. Peygamber devrinde de kullanılan ebced tertibi, Emevî Halifesi Abdülmelik b. Mervân zamanında (685-705) değiştirilerek yerine Nasr b. Âsım ile Yahyâ b. Ya‘mer el-Udvânî’nin hazırladıkları, birbirine benzer harflerin ardarda sıralanması esasına dayanan bugünkü “hurûfü’l-hecâ” tertibi getirilmiştir (Ahmed Şevkī en-Neccâr, s. 161).

Ebced, aslında alfabedeki harflerin kolaylıkla hatırda tutulmasını sağlamak için eski dönemlerde geliştirilmiş bir formül olup gerçekte bir anlamı bulunmayan kelimelerinin ilki “ebced” (abucad, ebuced) şeklinde okunduğu için bu adla anılmıştır. Bu formülde yer alan kelimeler şunlardır: ebced (أبجد), hevvez (هوز), huttî (حطي), kelemen (كلمن), sa‘fes (سعفص), karaşet (قرشت), sehaz (ثخذ), dazağ (ضظغ). Türkçe’de bu tertibin son kelimesi, ayrı bir rakam değerine sahip olmayan lâmelif (لا) ile bitirilerek dazığlen (ضظغلًا) şeklinde söylenmekte ve ardına da daima Mü’minûn sûresinin 14. âyetinin sonunda yer alan “fe-tebâreke’llāhü ahsenü’l-hâlikīn” (فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ) ibaresi eklenmektedir. Buna uygun olarak hat sanatında da murakka‘lar ve meşk mecmualarındaki müfredat kısmı bittikten sonra mürekkebat kısmının başına, Arap harflerinin birleşmesine ait özellikleri topluca göstermek üzere konulan ebced tertibinin genellikle bu şekilde yazıldığı ve bunun istife de uygun düştüğü görülmektedir. Mağrib müslümanları ise sa‘fes, karaşet ve dazağ kelimelerini sa‘faz (صعفض), karaset (قرست) ve zağaş (ظغش) şeklinde söylemektedirler.

Ebced sisteminin İbrânîce ve Ârâmîce’nin de etkisiyle Nabatîce’den Arapça’ya geçtiği kabul edilmektedir. Çünkü harflerin ebced tertibinde dizilişi bu dillerin alfabelerindeki sıraya uygundur ve harflerin aşağıda açıklanan sayı değerleri de onlarınkilerle aynıdır. Araplar arasında benimsenmiş olan bu tertipteki sekiz kelimeden “revâdif” denilen son ikisi hariç diğerlerinin, Hz. Şuayb kavminden gelen ve Arap yazısının mûcidi oldukları kabul edilen altı Medyen (Medâin) hükümdarının veya altı şeytanın yahut da günlerin adı olduğu şeklindeki rivayetler ilmî bir değer taşımayan folklorik unsurlardır. Ebcedle ilgili olarak bazı hadislere de rastlanmakta, ancak İbn Teymiyye bunların başlıcalarını verip râvilerini tenkit ederek güvenilir olmadıklarını açıkça ortaya koymuş bulunmaktadır (Mecmûʿu fetâvâ, s. 59-62). Bir rivayette Hz. Ali ve İbn Abbas’a dayanılarak her kelimenin Hz. Âdem’in cennetten ayrılışı ile tövbesi arasında geçen sürenin çeşitli safhalarını ifade ettiği öne sürülmekte (Yakıt, s. 25-26), bir başka rivayette ise ilk altı kelimede yer alan harflerden her birinin esmâ-i hüsnânın birine karşılık olduğu, yani ilk altı kelimenin Allah Teâlâ’nın çeşitli güzel isimlerinin ilk harflerinin bir araya getirilmesiyle meydana çıkarıldığı iddia edilmektedir (a.g.e., s. 27). Nitekim İsmâil Hakkı Bursevî Esrârü’l-hurûf adlı eserinde bu konuya geniş yer ayırmıştır. Ayrıca ebced tertibindeki her harfin sırasıyla kâinatı oluşturan dört esas unsurdan (anâsır-ı erbaa) ateş, hava, su ve toprağa delâlet ettiği görüşü de benimsenmiş (İbn Haldûn, II, 1195) ve buna dayanarak edebî eserlerle gizli ilimlere dair bilgiler veren kitaplarda çeşitli açıklamalar yapılmıştır.

Tarih boyunca ebced harflerinin değişik sistemlere göre farklı şekillerde sayı değerleri ortaya çıkmış ve bunların birbirleriyle mukayesesi neticesinde de izah edilmesi güç, şaşırtıcı eşitlikler ve benzerlikler bulunarak konu ile uğraşanlarla halk tarafından bu kelime ve rakamların bazı sırlara ve fevkalâde özelliklere sahip oldukları inancı benimsenmiştir. “Ebced risâleleri” adıyla anılabilecek değişik isim ve muhtevadaki bazı yazmalarda bu konuya dair çok çeşitli ve zengin bilgiler bulunmaktaysa da bunların çoğu yakıştırma olmaktan ileri geçmeyen izah tarzlarıdır (geniş bilgi için bk. Abdülkerîm el-Yâfî, s. 81-85). Aynı veya yakın anlamlara gelen bazı değişik kelimelerin ebced karşılıklarının aynı sayıyı verdiği görülmektedir; meselâ zebân/dehân = 60, ilim/amel = 140, ayak/kadeh = 112, tevbe/peşîmân = 413, dîvâne/gönül = 66 gibi (Çelebioğlu, MK, II/1, s. 64). Nitekim “Allah” ve “hilâl” kelimelerinin ebced değerleri (66) eşit olduğundan Türk bayrağındaki hilâl Allah’ı sembolize eder. Ayrıca Türkçe bir deyim olan “işi 66’ya bağlamak” da bu sebeple meseleyi Allah’a havale etmek şeklinde izah edilmiştir. “Sûfî” kelimesiyle “el-hikmetü’l-ilâhiyye” ifadesinin ebced değerinin aynı olduğunu söyleyen Abdülvâhid Yahyâ (René Guénon) buradan hareketle hakiki sûfînin ilâhî hikmete sahip olan, “ârif billâh” (Allah’la bilen kişi) olduğunu vurgular. Bu tür kelimeler hem anlamları hem de sayı değerleri bakımından çeşitli sanat gösterisi ve söz oyunu yapılmasına imkân verdiklerinden şairlerce sevilip sıkça kullanılmıştır. Bu bakımdan özellikle divan şiirinde beyitlerin nükteleriyle birlikte iyice anlaşılabilmesi için kelimelerin ebcedle ilgisini göz önünde bulundurmak gerekir. Ebced sistemi İslâm dünyasında özellikle tasavvuf, astronomi, astroloji, edebiyat ve mimari alanlarıyla cifr (cefr) ve vefke ait konuları geniş anlamda içine alan havas ilminde (İbn Haldûn, II, 1194 vd.), ayrıca sihir ve büyücülükte kullanılmıştır.

Hemen her alfabedeki harflerin çok eskiden beri rakam olarak birer karşılığının bulunduğu, bir başka deyişle harflerin rakam yerine de yazıldığı bilinmektedir. Bunlar arasında en çok tanınanlar İbrânî-Süryânî, Grek ve Latin harf-sayı sistemleridir. “Ebced hesabı” denilen ve Arap alfabesinin ebced tertibine dayanan rakamlar ve hesap sistemi müslüman milletler arasında kullanılmaktadır. İslâm kültüründe bundan başka, yine ebced harflerinin sayı değerlerine dayanan bir de hesâb-ı cümel (cümmel) bulunmaktaysa da gerek ilim, sanat ve edebiyat alanlarında gerekse halk arasında asıl tanınmış olan ebced hesabıdır.

Ebced tertibinde sıralanan harflerin oluşturduğu kelimelerin ilk üçü birler (âhâd: 1-10), ortadaki ikisi onlar (aşerât: 20-90) ve son üçü de yüzler (miât: 100-1000) basamağında bulunan rakamları gruplandırır.

ابجدا1birler
(âhâd)
ب2
ج3
د4
ھوزه5
و6
ز7
حطىح8
ط9
ى10onlar
(aşerât)
كلمنك20
ل30
م40
ن50
سعفصس60
ع70
ف80
ص90
قرشتق100yüzler
(miât)
ر200
ش300
ت400
ثخذث500
خ600
ذ700
ضظغض800
ظ900
غ1000


Arapça’da “et-tâü’l-merbûta” denilen te (ة) açık te (ت) gibi, med-elif (آ) ve hemze de (ء) kürsüsü ne olursa olsun elif (ا) gibi kabul edilmiştir. Ayrıca Farsça ve Osmanlıca alfabelerde yer alan pe (پ), çe (چ), je (ژ) ve sağır kef (ڭ) Arapça’daki bâ (ب), cim (ج), ze (ز) ve kef (ك) gibi kabul edildiklerinden sayı değerleri de bu harflerinkilerle aynıdır.

Ebced hesabındaki harflerin sayı değerleri, hesaplanışlarındaki farklılıklara göre el-cümelü’l-kebîr, el-cümelü’l-ekber, el-cümelü’s-sagīr ve el-cümelü’l-asgar gibi değişik isim ve tasniflerle ele alınmıştır. Bunların birincisi olan ve yandaki tabloda dökümü verilene “asıl ebced” veya “el-cümelü’l-kebîr” denilmektedir. Çeşitli sahalarda yaygın biçimde kullanıldığı bilinen asıl ebced, “tarih düşürme” adı verilen edebî sanatta tek sistem olarak benimsenmiştir (geniş bilgi için bk. TARİH DÜŞÜRME). İkinci sistemde ise harflerin sayı olarak değerleri, asıl ebceddeki rakamlardan on birinci harf olan keften (=20) itibaren kendinden daha küçük bir rakam kalıncaya kadar on iki çıkarılması suretiyle tesbit edilmiştir. Buna göre kef harfinin bu sistemdeki karşılığı sekizdir (20-12=8). Sin (س) ile hının (خ), bu işlem sonucunda asıl ebceddeki değerleri olan 60 ve 600’den geriye sıfır kaldığı için bu sistemde sayısal değerleri yoktur; ilk on harf ise asıl ebceddeki değerlere sahiptir. Üçüncü sistemde harflere karşı gelen rakamları bulmak için bunların Arapça isimlerinde yer alan harflerin asıl ebceddeki sayı değerleri toplanmaktadır; meselâ elif (ألف) için 1 (ا) + 30 (ل) + 80 (ف) = 111 gibi. Diğer bir sistemde ise rakamlar, asıl ebceddeki harflerin sayı değerlerinin adlarını oluşturan Arapça kelimelerdeki harflere karşı gelen rakamların toplanmasıyla elde edilmektedir; meselâ elifin karşılığını teşkil eden 1 rakamının Arapça adı “vâhid” (واحد) olduğuna göre elifin sayısal değeri 6 (و) + 1 (ا) + 8 (ح) + 4 (د) = 19’dur. Çeşitli hesaplama usullerine göre farklı isim ve değerlere sahip olan diğer ebced sistemleri de geliştirilmiştir (bk. Ahmed Hayâtî, s. 86-87).

Ebced halk arasında da çeşitli maksatlarla kullanılmıştır. Bunlardan biri, doğum yılını veren harflerin bir araya getirilmesiyle ortaya çıkan kelimenin çocuğa ad olarak konulmasıdır. Meselâ hicrî 1290 (1873) yılında doğan Mehmed Âkif Ersoy’un adı babası tarafından bu usulle Ragıyf olarak konulmuş, fakat bu alışılmamış kelime, babasının ölünceye kadar Ragıyf demekte ısrar etmesine rağmen yakın çevresi tarafından Âkif şekline dönüştürülmüştür. Ebced halk arasında en fazla zâyîçe, tılsım, muska ve vefklerin hazırlanmasında kullanılmıştır. İbn Haldûn, çeşitli ilimlerden bahsederken havas ilimlerinden sayılan bu konular hakkında bir fikir verebilmek için eser ve müellif adı da zikrederek nakle değer bulduğu bazı örnekleri açıklamıştır. Türkçe’de genel olarak “yıldıznâme” adı verilen müstakil eserlerde de bu maksatla hazırlanmış ebcede dayanan çeşitli bilgilerin yer aldığı görülmektedir. Ayrıca halk arasında bir yanlış bilgiden kaynaklandığı için Gazzâlî’ye atfedilerek çok rağbet gösterilen bedûh tılsımı da bunlardan biridir (bk. BEDÛH).

İslâm dünyasında kitap tertibinde de ebcedden faydalanılmaktadır. Arap alfabesinin kullanıldığı ülkelerde kitapların başında eserden ayrı bilgiler verileceği zaman bu kısım ebced harfleriyle numaralanır. Türkiye’de bunun yerini harf devriminden sonra Batı’da olduğu gibi Romen rakamları almıştır. Ayrıca bazı kitapların bölüm başlıklarıyla paragraflarını ayırmada ve tezkireler gibi ansiklopedik eserlerde şahıs, yer ve mekân adlarının sıralanışında da ebced harflerinin kullanıldığı görülmektedir. Bunlardan başka vak‘anüvislerin çeşitli olayların tarihlerini tesbit maksadıyla bunların ebced karşılıkları olan kelimeleri yazdıkları, vakıf kayıtlarında da aynı usule başvurulduğu, devlet tarafından yaptırılan bazı sayım ve tesbitlerde ortaya çıkan rakamların değiştirilmesini önlemek için bunların yine ebced tertibindeki kelimelerle ifade edildiği bilinmektedir. Ebced yukarıda açıklanan yaygın kullanım alanlarının dışında, bazı özel maksatlarla geliştirilmiş “şifre alfabeleri” denilen çeşitli sistemlerin düzenlenmesinde de esas alınmıştır (Çelebioğlu, Tarih Boyunca Paleografya, s. 19-33). Ebced mimaride, özellikle Mimar Sinan tarafından yapılardaki nisbetlerin belirlenmesinde ve modüler düzenin teşkilinde bu kelimelerin delâlet ettiği sayılardan faydalanmak suretiyle kullanılmıştır (Arpad, s. 11-19; Şenalp, s. 11-12). Ebcedin fizik, matematik ve astronomide kullanılışı ise daha çok hesâb-ı cümele dayanmaktadır. Ancak astronomik gözlemlerde kullanılan usturlap vb. çeşitli rasat aletlerinde ebced harfleri rakam yerine kullanılmıştır (usturlap üzerindeki ebced harflerinin izahları için bk. el-Muḳteṭaf, XIII/11, s. 724-725).

Ebced tasavvufta ayrı bir öneme sahiptir. Genel olarak Şiî kaynaklı zannedilen, gerçekte kökenleri Mısır ve Hint gibi geleneksel medeniyetlere dayanan, evrensel gerçeklerin sırrî niteliklerine ulaşmayı amaçlayan bu harf sembolizmiyle ilgilenenlerin başında gelen Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin eserlerinde konuyla ilgili geniş açıklamalar vardır (el-Fütûḥât, I, 231-361). XVII. yüzyıl mutasavvıflarından İsmâil Hakkı Bursevî, tasavvuf ehli arasında ebced harfleriyle ilgili olarak yapılan izahları Esrârü’l-hurûf adlı eserinde toplamıştır (bk. Ahmed Saîd Süleyman, s. 8-15). XX. yüzyıl İslâm âlimlerinden Said Nursi’nin de bu metotla Kur’an’ın otuz yerinde Nur risâlelerine işaret edilmiş olduğunu açıklamaya çalıştığı görülür (DİA, VII, 216-217).

Bilhassa Hurûfîlik’le Bektaşîlik’te ve genel olarak bütün tasavvufî edebiyatlarda ebced harflerinin bazı sırları ve rakam değerlerinin de çeşitli havassı olduğu yolunda yaygın bir kanaati yansıtan manzum veya mensur birçok örnek bulmak mümkündür.

Ebced kelimesi divan edebiyatında bir remiz ve mazmun olarak yer almıştır. Bu kullanılışta kelimenin hem ebced hem de Nâbî’nin, “Ana ma‘lûm idi esrâr-ı kitâb-ı melekût / Gelmeden levh-i hicâya kelimât-ı ebuced” beytinde görüldüğü gibi “ebuced” şeklindeki okunuşu söz konusu edilmiş, ayrıca beyitlerde bu kelime ile yapılmış başka tamlama ve kavramlara da yer verilmiştir. Birinci okunuş öncelikle alfabeyi ifade ettiğinden, bir işe yeni başlayanlar için “işin alfabesinde” anlamına gelmek üzere “işin ebcedinde” denildiği gibi “yeni okumaya başlamak” anlamında da “ebced okumak” tabiri kullanılmıştır. Meselâ Fâzıl’ın, “Allâme-i fünûn-ı dü âlem iken meded / Cevr-i felek bu bendeni başlattı ebcede” beytinde geçen ebced bu anlamdadır. Kelimenin “ebuced” şeklinde okunuşu ise Türkçe’nin ses uyumuna sokulup “eb ü ced” biçiminde söylenerek “baba ve dede” anlamına alınmış ve cinas sanatına vesile kılınmıştır. Şeyh Müştak’ın, “İbn-i vaktim reh-i âbâ vü nesebden geçtim / Ebced-i aşk okuyup eb ile cedden geçtim” beyti kelimenin geniş mânalı, nükteli ve sanatlı kullanımına güzel bir örnektir. Sünbülzâde Vehbî’nin, “Hâceye gitsin okumaya bu ebced-hanlar / Başlasın mektebe varsın da bu ebced-hanlar” ile Yenişehirli Belîğ’in, “Safâ-yı neş’e-i bintü’l-inebden olsa lâ-ya‘kıl / Okur ebnâ-yı asra ümm-i sıbyân hâce-i ebced” beyitlerinde olduğu gibi manzum eserlerde “ebced-han” (yeni okumaya başlayan çocuk) ve “hâce-i ebced” (ilkokul hocası) kelimelerine de yer verildiği görülmektedir.

Ebced sisteminin tarihçesiyle ebced hesabının nazariyatından bahseden güvenilir müstakil eserler yok denecek kadar azdır. Ancak ebced rakamlarının kullanıldığı alanların başında gelen felekiyyât (astronomi) ve ilm-i ahkâm-ı nücûma (astroloji) temas eden eski ve ciddi eserlerde konuyla ilgili bilgilere rastlanmaktadır. Bîrûnî’nin Kitâbü’t-Tefhîm li-evâʾili ṣınâʿati’t-tencîm (London 1934; Tahran 1362 hş./1983-84) adlı eseri bunların en önemlilerinden biridir. İbn Haldûn’un Muḳaddime’sinde de bu konuya geniş yer ayrılmıştır. Aynı konuda yeterli bilgi veren modern araştırmalara pek rastlanmamakta, mevcutların ise daha çok divanlar olmak üzere çeşitli kitap ve kaynaklarla mimari eserlerin kitâbelerindeki tarih beyitlerini toplayan çalışmaların başına eklenmiş ebcedle ilgili giriş niteliğinde bilgiler olduğu görülmektedir.


BİBLİYOGRAFYA

Lane, Lexicon, I, 4; II, 461.

İbnü’l-Arabî, el-Fütûḥât, I, 231-361.

İbn Teymiyye, Mecmûʿu fetâvâ, s. 59-62.

İbn Haldûn, Mukaddime (trc. Süleyman Uludağ), İstanbul 1982, I, 403-407; II, 1194-1233.

Tehânevî, Keşşâf, I, 277.

Mehmed Hafîd, ed-Dürerü’l-müntehabâti’l-mensûre fî ıslâhi’l-galatâti’l-meşhûre, İstanbul 1221, s. 348-359.

Ahmed Hayâtî, Tuhfe Şerhi Hayâtî (Şerhu’t-Tuhfeti’l-Manzûmeti’d-düriyye fî lugati’l-Fârisiyye ve’d-Deriyye), İstanbul 1266, s. 85-89.

Muharrem Mercanlıgil, Ebced Hesabı, Ankara 1960.

Alphabete und Schriftzeichen des Morgen- und des Abendlandes (ed. O. Harrassowitz), Berlin 1969, s. 10-12, 14-15, 33-35.

Âmil Çelebioğlu, “Kültür ve Edebiyatımızda Şifre Alfabeleri”, Tarih Boyunca Paleografya ve Diplomatik Semineri, 30 Nisan-2 Mayıs 1986: Bildiriler, İstanbul 1988, s. 19-33.

a.mlf., “Harflere Dâir”, MK, II/1 (1980), s. 62-65.

İsmail Yakıt, Türk İslâm Kültüründe Ebced Hesâbı ve Tarih Düşürme, İstanbul 1992.

Ahmet Talât Onay, “Ebced-hân”, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı (haz. Cemâl Kurnaz), Ankara 1992, s. 136.

“el-Usṭurlâb”, el-Muḳteṭaf, XIII/11, Kahire 1889, s. 721-729.

Selahaddin Elker, “Kitâbelerde Ebced Hesabının Rolü”, VD, sy. 3 (1956), s. 17-25.

Ahmed Saîd Süleyman, “Vaḥdetü’l-vücûd ve baʿżü’l-efkâri’l-Bâṭıniyye fî kütübi’t-Türkiyye li İsmâʿîl Ḥaḳḳī el-Bursevî maʿa naḳli risâletihi’l-maḫṭûṭa «Esrâri’l-ḥurûf» ilâ luġati’l-ʿArabiyye”, MMLA (1968), s. 1 vd.

Muhammed Kemal Seyyid, “Ḥisâbü’l-cümel ve ʿilmü Esrâri’l-aʿdâdi ve’l-ḥurûf”, ME, XLV/4 (1973), s. 347-354.

Abdülkerîm el-Yâfî, “Min Esrâri’l-ebcediyyeti’l-ʿArabiyye”, MMLADm., XLIV/1 (1979), s. 77-85.

Ahmed Şevkī en-Neccâr, “el-Ebcediyyetü’l-ʿArabiyye lemḥatün ve naẓratün”, ed-Dâre, II/8, Riyad 1976, s. 158-177.

Atilla Arpad, “Sinan Camilerinde Kutsal (Mistik) Boyutlar ve Modüler Düzen”, TDA, sy. 28 (1984), s. 11-19.

Muharrem Hilmi Şenalp, “Sermîmârân-ı Hâssa Sinan Bin Abdülmennân”, Lâle, sy. 6, İstanbul 1988, s. 11-12.

“Ebced”, Musavver Dâiretü’l-maârif, I, 461-462.

Pakalın, I, 493-494.

G. Weil, “Ebced”, İA, IV, 2-3.

a.mlf. – G. S. Colin, “Abd̲j̲ad”, EI2 (İng.), I, 97-98.

Dihhudâ, Luġatnâme, II, 249; XI, 226-227.

Mustafa Uzun, “Ebced, ebced hesabı”, TDEA, II, 406.

G. Krotkoff, “Abjad”, EIr., I, 221-222.

Cengiz Kallek, “Bedûh”, DİA, V, 336-337.

Metin Yurdagür, “Cefr”, a.e., VII, 215-218.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1994 yılında İstanbul’da basılan 10. cildinde, 68-70 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.

 

Risâle-i Nur’da İlm-i Cifr ve Ebced Hesabı

Ocak 7, 2017

Risale-i Nur’da ebced ve cifr ilminin mahiyetini anlatan kısımlar az olmakla birlikte, ebced ve cifr ilminin metodlarından faydalanılarak bazı ayet ve hadislerin yorumlandığı görülür. Risâle-i Nur Külliyatı’nda ayet ve hadislerin külli mânâlarından başka her asra bakan işari bir yönü olduğu hakikatini ispatlamak amacıyla ebced hesabı ve cifr ilmi zaman zaman kullanılmıştır.

İlm-i cifr, ansiklopedilerde, “gelecekte vuku bulacak olayları değişik metotlarla öğrettiğine inanılan ilmin adı” olarak tanımlanır. (Metin Yurdagür, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, “cefr” maddesi, c: 7, s. 215) Hz. Ali ile Cafer es-Sadık’a nisbet edilen eserlere de genellikle “el-Cifr” denilmektedir. Sosyolog İbn Haldun’a göre ilm-i cifr, bir disiplinden ziyade, şahsi kabiliyetle alakalıdır. Mukaddime adlı eserinde ilm-i cifrin ilham ve keşif ile ilişkisi üzerinde durmuştur. (Mukaddime, II, s. 823) Haldun’a göre cifr ilmi sadece belli birikim ve kabiliyet sahibi olan insanlar tarafından kullanılırsa doğru sonuç verecektir. Aksi halde yanlış bilgilendirmelere neden olabilmektedir. Kısaca, İbn-i Haldun, cifrin ilim olmaktan ziyade bir nasip ve şahsi kabiliyet meselesi olduğu üzerinde durur.

Kâinattaki düzene ilgisiz kalamayan insanoğlu, kâinatın matematik düzeni ile varlık alemi arasında ilişki kurmuştur. Keldaniler, Asurlular, Babiller, Mısırlılar ve hatta Yahudiler ve Hıristiyanlar arasındaki ilim erbabı, çeşitli yöntemlerle kâinatın sonu ve durumu, devletlerin akıbeti gibi konularda yorumda bulunmuşlardı. İlkçağ filozoflarından Pisagor, varlıklarla sayılar ve geometrik şekiller arasında kesin ilişkiler bulunduğunu savunmuştur. Yahudi mistik hareketi olan Kabala ve Tevrat’ın Batıni yorumunu ihtiva eden Zohar’da harflerin sırlarına dayanan bir ilimden söz edilir. Yaygın kanaate göre Kabalistlerin en önemli kitaplarından biri olan Sefer Yezirah, Hz. Musa’nın Tur-u Sina’da yakınlarına öğrettiği “ilm-i esrar”dan oluşmuştur. Buna göre birer “ilahi kelime” olan dış varlıklar arasındaki münasebetlerin, uyum ve zıtlıkların hepsi İbranice’nin yirmi iki harfi arasında da mevcuttur. Görüldüğü üzere cifr ilmi sadece İslam medeniyeti içerisinde kullanılmış bir disiplin değildir. Eski Yunan medeniyetinde sayılarla kâinatın düzeni arasında ilişkiler kuran görüşlere rastlandığı gibi, Ortadoğu medeniyetlerinde özellikle Yahudi ve Hıristiyan medeniyetlerinde, Asur, Babil ve Mısır’da da sayısal düzen ile alem arasında ilişkiler kuran sistemler mevcuttu. Bu yüzden cifr ilminin veya buna benzer ilimlerin İslam Medeniyetine ait olduğunu düşünmek yanlıştır.

Arap alfabesindeki her harfin rakamsal bir değerinin olduğu sistemin adı ise “ebced”dir. Ebced aynı zamanda Arap alfabesinin ilk tertibidir. Ebced, aslında Arap harflerinin kolaylıkla hatırda tutulmasını sağlamak için eski dönemlerde geliştirilmiş bir formül olup, gerçekte bir anlamı olmayan kelimelerin ilki “ebced” şeklinde okunduğu için bu adla anılmıştır. Bu formülde yer alan kelimeler şunlardır: Ebced (elif, be, cim, dal); hevvez (he, vav, ze); hutti (ha, tı, ya); kelemen (kaf, lam, mim, nun); sa’fes (sin, ayn, fe, sad); karaşet (gaf, ra, şın, te); sehaz (se, ha, zel); dazağ (dad, zı, gayın). Ebced sisteminin İbranice ve Aramice’nin etkisiyle Nabatice’den Arapça’ya geçtiği bilinmektedir. Arap alfabesindeki harflerin sayısal karşılığının İbranice ve Aramice’nin harfleriyle aynı değerde olması, bu bilgiyi güçlendirmektedir. (Mustafa Uzun, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, “ebced” maddesi, c: 10, s. 70) Arap tarihinde geçen tüm olaylar, harflere rakam değeri verilerek yazılır ve böylece her olayın tarihi de kayda geçilmiş olurdu. Bu tarihler, her kullanılan harfin özel rakam değerlerinin toplanmasıyla elde ediliyordu. Ebced sistemi İslam dünyasında özellikle tasavvuf, astronomi, astroloji, edebiyat ve mimari alanlarıyla, cifr ilmine ait konuları da içine alan geniş bir çerçevede kullanılmıştır. Ebced hesap sisteminin kullanıldığı alanları şöylece özetleyebiliriz:

Günlük ihtiyaçlarda: Özel not olarak, ticari ilişkilerde kullanılmıştır. Mesela 100 akçe alacağı olan bir şahıs alacaklı olduğu kişiye bir kâğıt üzerinde bir “kaf” harfi yazıp gönderince hem alacağını istemiş, hem de konuyu aracıdan saklamış oluyordu.

İsim sembolü olarak: İki veya daha fazla kelimenin sayı değerlerinin aynı olmasından istifadeyle birini söylemekle diğeri kastedilmiş oluyordu. Özellikle tasavvuf edebiyatında bu kullanım oldukça yaygındı. Mesela, Türk edebiyatında “hilal” sözcüğü ile “Allah”ın kastedilmesi her iki kelimenin ebced hesabıyla aynı sayıyı ifade etmesinden kaynaklanmaktadır. Her iki kelimenin de ebced hesabı yapıldığında 66 karşılığını verdiği görülecektir.

Kitap ve makalelerde: Eskiden kitapların önsöz, giriş, takdim sayfaları ile numara almayan sayfalar hep ebced alfabesinin hesap sistemine göre numaralandırılmıştır. Kitapların ay ve sene kayıtları, yazı bölümleri ve madde başlıkları hep ebced düzenine göre tanzim edilmiştir.

Resmî kayıtlarda: Devlet arşivlerinde yer alan bir çok resmî kayıt, belge ve fezlekelerde tarihler hep ebced hesap sistemine göre tanzim edilmiştir.

İlimlerde: Fizik, astronomi, geometri ve matematik ilimlerinde sıklıkla kullanılmıştır. Astronomide büyük rakamlar “gayın” harfinin birkaç kez tekrarıyla ifade edilmiştir. Ebcedin mimari alanda kullanılmasına Süleymaniye Camii’nden bir örnek vermek mümkündür. Buna göre caminin zemininden kubbe üzengi seviyesi 45 arşın etmektedir. Bunun ebcedi karşılığı “âdem” kelimesine denk gelmektedir. Kubbe aleminin seviyesi ise 66 arşındır. Bu ise “Allah” lafzını karşılamaktadır. (İsmail Yakıt, Türk-İslam Kültüründe Ebced Hesabı ve Tarih Düşürme, Ötüken Yayınları, İstanbul 1992) Görüldüğü üzere ebced hesap yöntemi cifr ilmini de içine alacak ölçüde geniş bir alanda kullanılmış ve adeta kültürel bir öğe haline gelmiştir.


Cifr ilmine dair eserlerde genellikle “terkib-i harfi” ve “terkib-i adedi” adı verilen metotlar kullanılmıştır. Cifr metotları hakkında verilen bilgiler şöyle özetlenebilir: Arapça harfler şemsi-kameri olmak üzere ikiye; mesruri-mebruri-melfuzi olmak üzere üçe bölünür veya yirmi sekiz harf ebceddeki sıraya göre ilk yedisi ateş, ikinci yedisi hava, üçüncüsü su, dördüncüsü de toprak karakterli olmak üzere dört gruba ayrılır. Harflerdeki tasarrufun sırrı teşkil edilen tertipteki mizaca bağlanır, yahut harflere ve yine ebced sıralamasına göre sayısal değerler verilerek harfler ve sayılar arasındaki münasebetlerle bunlara tekabül eden remizlerden oluşan bir yol takip edilir. Bu sonuncu metoda “cefr-i mutavassıt” denilir. (Metin Yurdagür, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, “cefr” maddesi, c: 7, s. 216)

Bediüzzaman ebced hesabından ve cifr ilminden faydalanılarak ayet ve hadislerden işari mânâlar çıkarmanın makbul bir yöntem olduğunu İslam geleneklerinden ve İslam alimlerinden örnekler vererek somutlaştırır. Meselâ Hz Peygamber döneminde Yahudi alimlerinden bir kısmı Kur’ân ayetlerinin başında bulunan elif-lam-mim, kaf-ha-ya-ayn-sad gibi huruf-u mukattaayı işittikleri vakit Hz. Peygambere, hesab-ı cifri ile “Ya Muhammed! Senin ümmetinin müddeti azdır.” demişler, Hz. Peygamber ise diğer surelerin başındaki mukattaayı okuyarak “yok daha var” diye mukabelede bulunmuştur. (İbn-i Kesir, Tefsirü’l Kur’âni’l Azim, 1:38; Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 87) Yine Bediüzzaman, Hz. Ali’nin meşhur Celcelutiye kasidesinin hesab-ı ebcedi ve cifirle yazıldığını, Cafer-i Sadık (r.a.) ve mutasavvıf Muhyiddin-i Arabi gibi zatların esrar-ı huruf ile ilgilendiklerini ve ebced hesabını mesleklerinde bir prensip olarak kabul ettiklerini belirtir. Ayrıca edipler arasında kullanımının adeta gelenek haline geldiğini ve sanatı daha güzel göstermek için ebced hesabının kullanıldığını belirtir. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 87) Bediüzzaman bu delillerle ebced hesabının ve cifr ilminin doğru metotlarının kullanılmasıyla hakikate anahtar olabilecek nitelikte sonuçlara ulaşılabileceğini belirtir.

Said Nursi Kur’ân ayetlerinden cifr ilmi yardımıyla işaretler çıkarılmasını Kur’ân’ın bir mucizesi olarak yorumlar. Ayetlerin ifade ettiği mânâlar değişik derecelerdedir. “Her bir ayetin mânâ mertebelerinde bir zahiri, bir batıni, bir haddi, bir muttalaı vardır.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 86) Bu derecelerin de füruatı, işaratı, dal ve budakları vardır. (İhya-ü Ulumi’d-din, 2:184, 174, 175) Buna göre ayetler sadece zahiri mânâdan mürekkep değildir. Zahirdeki mânâsından başka bir de işari mânâsı vardır. Cifr ilmi bu işari mânâlara ulaşabilmek için bir araç işlevine sahiptir. Ezeli bir ilim sahibinin kelamı olduğu için insan idraki ancak yaşadığı olaylarla ayetlere mânâ yükleyebilmekte veya itikadın derecesine göre ayetleri anlamlandırabilmektedir. Ayetlerin her asra bakan yönü olduğu için, maziden haber vermesi gibi, gelecekten haber vermesi de Kur’ân’ın mucizeliğinin ve belagatının gereğidir.

Kur’ân-ı Kerim’in Allah kelamı olduğunu ispatlayan özelliklerinden birisi de insanların henüz muhatap olamadığı olaylara ışık tutması ve geçmişte olmasına rağmen insanların henüz bilemediği olaylardan açıkça bahsetmesidir (peygamber kıssaları, ilk yaratılışla ilgili bilgiler, gelecekte vuku bulacak olaylar, tarihi vakıalar gibi) Bunlar 25. Söz’de maziye ait ihbarat-ı gaybiye, istikbale ait ihbarat-ı gaybiye ve hakaik-i İlahiyeye ve hakaikı kevniyeye ve umur-u uhreviyeye ait ihbarat-ı gaybiye olarak adlandırılır. Kur’ân-ı Kerim’deki ayetlerin birçoğu zahiren nazil olduğu anın olaylarına işaret etmekte, işari olarak da başka mânâları anlatmaktadır. Ancak insanın bakış açısının ve muhatap olduğu olayların az olması bu ayetlerin tam olarak anlaşılmasını engeller. Benzer yaklaşım hadisler için de söz konusudur. Zira bazı hadisler de insanların henüz bilemediği veya yaşamadığı olaylara işaret etmektedir. Hz. Peygamber gaybaşina nazarıyla (gaybı bilmeye alışık) bazı olayları gerçekleşmeden izn-i İlahi ile bilmekte ve hadis-i şerifinde o olaya işaret eden remizler saklamaktadır.

Kastamonu Lahikası’nda geçen, Fil Suresi’nin cifri yorumu ayetlerin günümüzde cereyan eden olaylara işari olarak bakan bir yönünün de olduğunu anlamak bakımından faydalıdır. Söz konusu mektup “işarat-ı Kuraniye’nin bu zamanımıza tevafuk eden bir şuaı” diye başlar. Fil Suresi, Habeş Kumandanı Ebrehe’nin Kabe’ye saldırısını ve ebabil kuşları tarafından onun bu saldırısının geri püskürtülmesini anlatmaktadır. Bediüzzaman, Fil Suresi’nin zahiri mânâsının Ebrehe’nin Kabeye saldırısını anlattığını, bu surenin işari mânâsının ise sonraki asırlarda Fil Vakıasına benzer olaylara işaret ettiğini söyler. Surenin “onlara ateşten pişirilmiş taşlar attılar.” mealindeki ayetinin hesab-ı ebcedi ile 1359 (miladi 1940) ettiğini söyler. Bu tarihte İkinci Dünya Savaşı cereyan etmektedir. Bediüzzaman’a göre bu ayet, dünyayı dine tercih eden ve nev-i beşeri yoldan çıkaran medeniyetçilerin başlarına semavi bombalar ve taşlar yağdırılmasına tevafuken işaret etmektedir. (Kastamonu Lahikası, s, 173)

Asr Suresi’nin ilm-i cifr metoduyla yorumlanmasında da asrımıza işaret eden mânâlar görülür. Buna göre Asr Suresi her asra baktığı gibi bu asrımıza da bakmaktadır. “Yemin olsun asra. İnsan muhakkak hüsrandadır.” ayetinin cifr hesabıyla makamı 1324 etmektedir. (miladi 1906) Bu dönem ise Balkan ve Trablusgarb Savaşına, Birinci Dünya Savaşı’nın alt yapısının oluşmaya başladığı yıllara, şeair-i İslamiye’nin tahrip edildiği dönemlere rastlamaktadır. “Ancak iman eden, güzel işler yapan müstesna…” ayetinin cifri makamı 1358 etmektedir. Bu dönem de İkinci Dünya Savaşına rastlamaktadır. Bu dönem belki de insanlık tarihinin en karanlık günleridir. Bu hasaret zamanının tehlikelerinden kurtulmanın tek çaresi ise “iman etmek” ve “güzel işler” yapmaktır. Bediüzzaman’a göre hasaretin tek nedeni şükürsüzlük, küfür ve küfran, fısk ve sefahettir. (Kastamonu Lahikası, s. 157)

Netice-i Meram: Cifr ilmi ve ebced hesabı İslam medeniyetinde sıklıkla kullanılmış ve makbul kabul edilmiştir. Yazının başlarında da belirtildiği üzere günlük hayatın çeşitli alanlarında kullanılmış, adeta kültürel bir motif haline gelmiştir. Ulema ve mutasavvıflar arasında da ayet ve hadislerin işari mânâlarını ortaya çıkarmak için kullanılmış olan sistemlerdir. Hadis-i Şerifler içinde de işari mânâlar mevcuttur. Hz. Peygamber gaybaşina nazarıyla gelecekteki olaylara Allah’ın izniyle muttali olmakta ve hadis-i şerifinde o olaya işaret etmektedir. İşte cifr ilmi ve ebced hesabı bu işari mânâyı ortaya çıkaran bir işlev görmektedir. Pek tabiidir ki, bu hesaplama yöntemleri ilim erbabının elinde kullanıldığı sürece hakikate anahtar olabilecektir. Aksi halde Bediüzzaman’ın da belirttiği gibi su-i istimale medar olabilecektir.